Yarasa Adam

İnceleme: Spartacus Gods of the Arena e01

 

Prequel altından kalkması zor iş. Bir hikaye bittiğinde izleyici çoğu zaman olayların neden o noktaya geldiğini ve karakterleri iyi/kötü yapan sebepleri kafasında çıkarmış oluyor. George Lucas’ın Expanded Universe‘e bile razı olmuş sadık Star Wars hayranlarını Episode I-II-III ile tatmin edemediğini göz önünde bulundurursak, daha fazlasını isteyen takipçilere sonunu bildiği bir hikayenin başlangıcını anlatmak isteyen yazarın ilgiyi sabit tutması ve şaşırtması şart. Spartacus‘de durum biraz farklı. 1.sezonunda zaten yaşanmış olaylara dayanan bir öyküyü anlattıkları için “Nasıl bitecek bu?” sorusunu hiç akıllara getirmedi dizi. Herkes Trakyalı’nın devrim yapacağını biliyordu ama çılgınlar gibi izledi. Bu açıdan baktığımızda ekibin işi zor durmuyor. 6 bölümlük bir prequel olan Spartacus: Gods of The Arena hayatlarının nasıl sonlanacağını bildiğimiz karakterlerin bambaşka bir dönemine kan, entrika ve seks dolu bir bakış.

Spartacus: Blood and Sand‘in ülkemizde hatırı sayılır bir fan kitlesi var. Başarısının arkasında 300-vari dövüş sahneleri, cinselliği kullanmadaki korkusuzluğu ama bence en çok Andy Withfield‘ın Spartacus’ünün insanımıza sıcak gelen mağduriyeti, onuru, aşkı yatıyor. Diziyi izleyen kaç arkadaşım “Bu adam Türk ya!” dedi sayısını ben unuttum. Hakikaten de öyle. Withfield’ı çıkardığımızda geriye kendimize yakın bulabileceğimiz çok az unsur kalıyor. Aktörün rahatsızlığı yüzünden 2.sezonun çekimlerinin durdurulması büyük talihsizlik olsa da yapımcıların hayran kitlesini elde tutmak için prequel dizisi çekmesi akıllıca. Spartacus: Gods of The Arena Withfield’ın yokluğunda kadronun neler ortaya koyabileceğini söylüyor.

1.bölümün ön plana çıkan adamı nefret etmeyi sevdiğimiz kötü Batiatus‘tan başkası değil. Babasının gölgesinden henüz kurtulmuş genç, hırslı bir adamın acımasız bir dünyada kendi kanatlarıyla uçma çabasını görmek, yapacağı bütün pislikleri bilmemize rağmen dayak yediğinde onun için üzülmemizi sağlıyor. Geçen sezonda da oyunculuğunu konuşturan John Hannah, Batiatus rolünde yine ışıldıyor. Her “Jupiter’s cock!” dediğinde bu çok da yaratıcı olmayan, gerçekçi HİÇ olmayan, yer yer kaba ve karikatürümsü diziyi neden sevdiğimizi hatırlıyoruz.

Oyuncu kadrosundaki tartışmasız en ünlü isim Lucy Lawless, tanıdık Batiatus’un aksine, hiç alışık olmadığımız bir Lucretia‘yla tanıştırıyor bizi. Eşine sadık, gladyatörlerle birlikte olmayı bırakın, onlara dokunma düşüncesini bile iğrenç bulan bir kadınla. İlk sezondaki tutkulu, hırçın ve entrikacı kadın bir zamanlar ev kedisiymiş meğer. Laf arasında makyajdan mıdır yoksa doğal saç renginden mi bilinmez, kumral haliyle en az 10 yaş genç görünüyor Lawless. Rengarenk peruklara kim alıştırdıysa (Gaia sözüm sana!) hata etmiş.

Lucretia’nın aşığı, Capua’nın şampiyonu Crixus sıradan bir köle. Saçı sakalı karışmış, ezilmeye müsait. Tek arzusu zafer olan gladyatöre dönüşmemiş daha. Manu Bennett oyunculuğunu beğendiğim bir adam değil, ama dizinin ilk bölümüyle şu an geldiği yer arasında uçurum var. Spartacus’ten boşalan seyircinin tuttuğu mağdur karakter kontenjanını dolduracağını sanıyorum.

Ashur, Oenomaus, Barca ve Naevia hakkında söylenecek çok şey var ama ben yeni karakterlere değinmek istiyorum. Gannicus, Batiatus’un arenadaki umudu, gözü kapalı bile kazanabilecek bir gladyatör, evcilleştirilmesi zor bir yaratık. Gods of The Arena tanıtımlarında fotoğrafını gördüğümde Spartacus muadili bir karakter oluşturma amacıyla diziye dahil edildiğini düşünmüştüm. Yanılmışım. Gannicus, Spartacus’ün tam zıttı. Çılgın, öldürmekten zevk alan, içkiye ve kadınlara düşkün. Capua’nın rockstarı gibi. Raicho Vasilev’in performansı hiç fena değil.

Yine fotoğraflardaki haliyle Ilityia’nın yerine geçeceği izlenimini uyandıran Gaia, Ilityia’dan (nam-ı diğer sarı çıyan) çok daha kışkırtıcı bir karakter. Dexter’da canlandırdığı Lila karakterine bayıldığım Jaime Murray, Spartacus’e yakışmış. Lucy Lawless ile olan sevişme sahnesi uzun zaman konuşulacağa benziyor.

Bölümün geneline baktığımda, biraz ordan biraz burdan mantığı güdülerek kotarılmış dağınık bir senaryo gördüğümü inkar edemem, ama ben Blood and Sand’in ilk bölümünü de hiç tutmamıştım. Çıkarım yapmak için erken yani. Unutmadan, bölümdeki dövüş sahnelerinin 1.sezondaki çoğu dövüş sahnesinden daha başarılı bulduğumu belirteyim. Spartacus’ün arenadaki karşılaşmaları hep aynı förmül üzerinden gidiyordu: Spartacus ve rakibi arenaya çıkar, önceleri rakibi avantajlı görünür, Spartacus son anda gaza gelip adamı öldürür. Gannicus’un dövüşlerini tahmin etmek zor. Batiatus ile Solonius’un arkadaşlığının nasıl bozulacağını, Oenomaus’un karısı Melitta ve Gannicus arasında neler olacağını ve tehlikeli sularda yüzen Gaia’nın ne zaman boğulacağını merak etmemek elde değil. Önümüzdeki 5 hafta şiddet dolu geçecek, Jupiter’e haykıralım yağmur yağdırması için, yağdırsın ki ki kanlar temizlensin.

Puan: 7 Jupiter’s Cock / 10

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s